“Küçük yaşta bir yar sevdim”

“Küçük yaşta bir yar sevdim”

Yöresi Harput olan hüseynî makamında bir türkü var. Adı “Kar mı yağmış şu Harput’un başına”. “Küçük yaşta bir yar sevdim” diye bilen de var. Çok varyasyonu var bahsi geçen türkünün, bilhassa da nakarat kısmında. Harput’un uvertür (fasıla ve makama başlangıç) türküsü olarak çok sevildiğini kaydediyor Tahir Abacı Harput/Elazığ Türküleri isimli kitabında. Bu türküyü Kazancı Bedih’in sıra gecelerinde söylemeyi çok sevdiğini eklemeliyim.

Türkünün girişi, çoğumuz için tanıdık: “Kar mı yağmış şu Harput’un başına/ Kurban olam toprağına taşına/ Küçük yaştan bir yar sevdim vay nenni/ O da girmiş on üç on dört yaşına”. Devamındaki dörtlüğü de başka bir türküden iyi biliyoruz: “Bir ah çeksem karşıki dağlar yıkılır/ Bugün posta günü canım sıkılır/ Ellerin mektubu gelmiş okunur/ Benim yüreğime hançer sokulur”. Türkülerde böylesi iç içe geçişler çok görülen bir durum, buraya kadar bir sıkıntı yok. Türkünün kaynak kişileri olarak gösterilen iki kişi var: Hafız Osman Öge ve Şükrü Canaydın. Bir de Nida Ateş’in de derlediği bilgisi var. Öge ve Canaydın’ın derlemesi, yaygın varyasyonu zaten velakin Ateş’in derlediği varyasyonda “küçük yaştan bir yar sevdim vay nenni”nin değiştiğini görüyoruz: “Küçük yaştan bir yar sevdim Ermeni/ Ermeni’nin kaşı gözü sürmeli (Ermeni’ye nasıl gönül vermeli)”.

Müdahale tanıdık bir müdahale, yıllarca türküler tahrif edilmiş halleriyle icra edildi memlekette. Ama konumuz şimdilik bu değil. Behzat Ç.’nin hiç unutamadığım o sahnesi meselem: Harun, pavyondan tanıştığı Larissa’ya (“Laliş” de diyordu anımsarsanız) inanıp para vermiştir ve Larissa arka kapıdan kaçmıştır. Akbaba ve Hayalet delirmiş haldeki Harun’u zapt etmeye çalışırken, Behzat gelir ve birlikte içeri girerler. Larissa’nın kaçtığı anlaşılınca, Harun “Eyvallah abi, sağ ol” der ve artık pavyonun sahnesindedirler. Harun, herkesin şaşkın bakışları eşliğinde aslında babası yerine koyduğu Behzat’la karşı karşıyadır. Ve tam olarak söylemek gerekir ki, “temiz bir dayak” yer. Nihayetinde de “niye verdin o zaman?”a şöyle bir cevap verir Harun: “Biri beni sevsin istedim. Hayatımda bir kere bile olsa, bir ‘seni seviyorum’ desin istedim”.

Bahsi geçen türkünün şöyle bir kıtası var:
Viran odalarda öter yarasa
Benim sevdiğimin adı Marissa
Yetiş imdadıma Hazreti İsa
Küçük yaşta bir yar sevdim Ermeni
Ermeni’nin kaşı gözü sürmeli

O çok sevdiğim sahneye, içimden hep bu türküyü yakıştırdım. Harun’un kendi kendine söylediğini hayal ettim meyhanede mesela. Hatta üşenmedim, Ercan Mehmet Erdem’e söyledim de. Ama artık Larissa’nın içinde olduğu sahneler bitmişti dizide.

Şimdi de Behzat Ç. bitiyor Mayıs ayında. Behzat Ç.’ye küçük bazı katkılar yaptım, bir iki şey tercüme ettim. Çok sık gururlandım “bu işi benim arkadaşlarım yazıyor” diyerek. Bazı bölümlerini tekrar tekrar izledim, bazı sahnelerini arkadaşlarıma izlettim cebren. Herkesin Behzat Ç.’si kendine elbette, çok sevenin yanında, asla sevmeyenlere de çok tesadüf ettim.

Benim için Behzat Ç., dizi olarak Türk televizyonlarına “80 sonrası kuşağın” artık belirleyici saiklerden biri olduğunu kanıtlamıştır. Sadece izleyici olarak değil, üreten olarak da. İçinde edebiyatın bunca zarifçe yer aldığı diziler yüksek ihtimalle çoğalacak. Bu kuşağın ürettiği mizah da başka şekillerde üretilmeye devam edecek. Bir dizge çizmek de mümkün aslında: Leman dergisi (ve ardından Penguen ile Uykusuz), Öküz dergisi (ve ardından Hayvan ve Ot), Leyla ile Mecnun (ve ardından İşler Güçler) ve Behzat Ç.

Meyhanenin sesi Neşet Ertaş’tı Behzat Ç.’de.

Meskeni Ankara’ydı.

Benim için bir de türküsü var. “Kar mı yağmış şu Harput’un başına” yani.

Soru işareti yok.

Yorum yap

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>